Yatırımda Tercih: TL


FİNANS DÜNYASI
Dr. Fikret Kartal



17 Nisan 2013


Yatırımda Tercih: TL



Altın fiyatlarında günlere ve hatta saatlere sığan keskin düşüş yatırımcı ve vatandaşları pozisyonlarını ve tasarruf/yükümlülük dengelerini yeni ve farklı bir bakış açısıyla değerlendirme arayışına yönlendirdi. Teknik analizleri etkisiz hale getiren altındaki keskin düşüşün küresel etkilere paralel olarak yurt içi piyasalarda belirsizlik oluşturduğu kesin. Merkez bankalarının altın rezervlerini azaltma sinyali vermesi, küresel çapta parasal genişlemenin sınırlanacağına dönük beklentiler, uluslararası yatırımcıların pozisyonlarına ilişkin verdiği işaretler sonucu altında büyük düşüşün yaşandığı belirtilmekte. Eğer bu ortamda altında yükseliş yaşansaydı belirsizlikler, ABD ve Avrupa ekonomilerine yönelik kuşkular gibi yine herkesin konuştuğu konular gerekçe olarak sunulacaktı. Altının düşüşüne gerekçe olarak gösterilen sözkonusu hususların uzun süredir gündemde olan konular olduğu açık. Bugünlerde neden böyle bir düşüşün gerçekleştiği ise tam olarak tanımlanamayan yatırımcı psikolojisi ile ilgili bir konu. Altını olanın satmaması, ihtiyacı olanlar dışında vatandaşın şimdilik altın almaması öneri listesinde ilk sırada.

Altında aşağı yönlü harekete paralel olarak faiz ve döviz cephesinde de yeni gelişmeler yaşandı. Merkez Bankası faiz koridorunu çift yönlü 50 baz puan indirerek %4-7, bir haftalık repo faiz oranına tekabül eden politika faizini de 50 baz puan indirerek %5 oranına çekti. Hükümetin bir kanadının büyüme ve istihdamın önünde önemli bir engel olarak gösterdiği Merkez Bankası faizleri aşağı çekerek büyümeye destek vereceğini ve TL’nin muhtemel değerlenmesine tavır koyacağını gösterdi. Talebin ve cari açığın sınırlandırılması amacıyla 2013 yılında kredi hacminin %15 genişlemesi öngörüsü ise, hâlihazırda %20’leri aşan genişleme ve mevcut faiz indirimi karşısında işlevini yitirmiştir. Mevduat munzam ve rezerv opsiyon mekanizmasındaki sınırlı hamlelerin trendi değiştirme etkisi bulunmamaktadır. Önümüzdeki dönemde, büyümenin desteklenmesi, küresel talebin daralması ve düşük enflasyon beklentisi nedenleriyle paranın maliyeti düşürülecektir.

Yakından izlenen diğer bir gelişme ise küresel ekonomiye duyarlı sermaye girişleri ve kur hareketleridir. Batı ekonomilerinin toparlandığı ve kısa süre sonra canlanma yaşanacağına dönük beklentilerin gerçeği yansıtmadığı düşünülmektedir. Kamu borcu, cari açık, bütçe açığı, istihdam gibi büyük yaraları bulunan ABD ekonomisi ile yüksek kamu borcu başta olmak üzere temel sorunlara sahip Avrupa Birliği ekonomilerinin, birkaç veriden hareketle, pozitif profil sergilediğinin bazı piyasa aktörlerince gösterilmeye çalışılması çelişkilidir. Gelişmiş ekonomilerin daralması ve emtia fiyatlarının gerilemesi öngörülebilir.  Küresel ekonomik görünüm şu an itibariyle Türkiye gibi düşük kamu borcu ve düşük bütçe açığı olan, aynı zamanda göreceli yüksek faize sahip ülkeleri sermaye yatırımları açısından cazip hale getirmektedir. Sermaye hareketleri dışında, dış talebin daralması ihracatın büyümeye katkısını sınırlayacak; ana ülkelerdeki pozisyonları yatırımcıları dönem dönem Türkiye gibi ülkelerden çıkışa yönlendirebilecektir. Ancak Türkiye’nin mevcut pozisyonunun cazip tarafı daha ağırdır.

Yüksek getiri nedeniyle sermaye girişi hızlanma eğilimi göstermekte; döviz arzında artış beklenmektedir. Arzdaki artışın döviz fiyatlarını aşağıya çekeceğini öngörecek uluslararası yatırımcıların yüksek getiri hesapları yapacaklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Türkiye’de ki faizler çoğu ülkeye göre yüksektir ve TL’ye yapılacak yatırım sürecinde TL’nin değerleneceği ve tahvil faizlerinin düşeceği öngörüldüğünde çifte kazanç sözkonusudur. Bir önceki yazımızda (28.02.2013), bankaların bilanço yapısı ve karlılığı değerlendirilerek, döviz açık pozisyonu bulunan bankaların TL’de ki değerlenme nedeniyle kazanç elde edeceği belirtilmiştir. TL’nin değerlenmesine karşı Merkez Bankası’nın yapacağı hamlelerin ise çok kısa süreli etkiler doğurabileceği, kurlardaki aşağı yönlü trendin kırılamayacağı düşünülmektedir.

ABD ve Avrupa ekonomilerinin uzun süre toparlanamayacağı ve Türkiye’nin kendine özgü şartları gereğince sermaye akımlarının devam edeceği beklentileri altında, TL’nin değerleneceği, dolar ve euronun değer kaybedeceği, altının belirsizliğini bir süre koruyacağı beklenmektedir. Altındaki düşüşe benzer bir düşüşün, aynı keskinlik düzeyinde olmasa da, dövizde yaşanacağı belirtilebilir. Küresel ekonomilere ilişkin örtülmeye çalışılan kötü görüntünün daha belirgin konuşulmaya başlanmasıyla altın bir süre sonra yükselişe geçebilecektir. Yurt içi yatırımcılar açısından görünen en cazip yatırım aracı TL’dir. TL içinde hangi enstrümanların (Mevduat, tahvil, borsa, fon vb) tercih edilebileceği ise daha sofistike bir analize dayanmaktadır.