Piyasa, FED ve TCMB


FİNANS DÜNYASI
Dr. Fikret Kartal



  04 Temmuz  2013


Piyasa, FED ve TCMB 



Son günlerde döviz, faiz, hisse senedi ve altın piyasalarında yaşanan hızlı dalgalanmalar ekonomi gündemini belirledi. Sözkonusu piyasalardaki hareketliliğin erken yaşandığı kanaatindeyim. Bu hareketliliğin temel tetikleyicisi, 2008 sonrası piyasaya bol miktarda enjekte ettiği likiditeyi önümüzdeki dönemde çekeceğine ya da likidite akışını yavaşlatacağına yönelik FED’in güçlü sinyaller vermesidir. Ancak FED’in izleyeceği politikada temel aldığı ABD ekonomisindeki düzelme göstergelerinin çoğu iktisatçı tarafından tatmin edici bulunmadığı bilinmektedir. ABD ekonomisinin makro verileri, durgunluk döneminin geride bırakıldığını güçlü şekilde ifade etmemektedir. Büyüme verileri çalkantılıdır. Bu nedenle FED’in sinyalini verdiği parasal sıkılaştırmanın orta vadede gerçekleşeceğini düşünmeyen bir kesim bulunmakla birlikte, FED’in açıklamaları ve öngörüleri alınan pozisyonların yönünü tayin etmektedir.

ABD ve Avrupa ekonomilerindeki vaziyetin olumlu olarak yorumlanamayacağı ve bu nedenle kısa ve orta vadede USD ve EUR’un gelişmekte olan ülkelerin ulusal paraları karşısında değer kazanamayacağı belirtilebilir. Mevcut dalgalanma gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına ve ulusal paraların değer kaybına yol açarken, bir süre sonra gelişmiş ülkelerin makro verilerindeki olumsuz görünümün daha öne çıkmasıyla genişleyici para politikalarına devam edileceği ve rüzgârın tersine döneceği düşünülmektedir. Ancak sınırsız parasal genişlemenin faturası bir noktadan sonra ödenecektir.

Son gelişmelerin gündeme getirdiği ve içinde bulunduğumuz sistemin sorgulanmasına yol açan, küresel ve Türkiye çapında önemli iki durumun bulunduğu düşünülmektedir.

Birinci durum, küresel sistem açısından son derece manidar bir görünümü içermektedir. FED’in izlediği politikaların yönünü belirlemesinde kullandığı ABD ekonomisine ait makro verilerin düzelme ve iyileşme gösterdiğini belirtmesi sonucu küresel piyasalarda ciddi bir çöküş ve hayal kırıklığı yaşanmıştır. ABD ekonomisinin kötü gidişi nedeniyle para arzında yaşanan genişlemeden beslenen tüm piyasalara bu durum benzer şekilde yansıdı. Dolayısıyla ABD ekonomisinin iyileşmesi ile piyasanın çıkarları arasında bir tezatlık sözkonusu. ABD ekonomisindeki verilerin kötü gelmesi halinde FED’in piyasaya para sürmeye devam edeceğini düşünen piyasalar bir açıdan ekonomik verilerin kötü gelmesini temenni ediyor.  ABD’nin 2013 ilk çeyrek büyüme rakamının %2,4’lük beklentinin altında %1,8 olarak gelmesi piyasalar tarafından coşku ile karşılandı; borsalar yükseldi. Bu durum piyasaların aldığı pozisyonların doğal bir sonucu olarak yorumlanabilir; ancak doğal olarak gösterilmeye çalışılan bu durum sistemin sorgulanmasına yol açıyor. Ekonominin doğası ve piyasanın konjonktürel mevcut doğası arasında uyuşmazlık; ekonomilerin düzelmesi ile piyasanın gidişatı arasında ters ilişki gözlemleniyor. Bu tür bir sistemin orta vadede sürdürülebilir olması sözkonusu değildir. Kısa vadeli kazançları doğrultusunda düşünen ve sahip oldukları güçle ekonomi otoriteleri üzerinde baskı kurabilen piyasaların orta vadede kaybedecekleri açıkça belirtilebilir. Çünkü ekonomilerin kötü seyrinden beslenen piyasaya bol para pompalanmasıyla günlük kazançların sürdürülebilir olması sözkonusu değildir. Bir süre sonra ekonomik görünüm ve piyasa beklentileri arasında denge sağlanacak; ama dengesizlikten dengeye kayışta yaşanacak düzeltme hareketi piyasayı hırpalayacaktır. Ekonomik iyileşme ve büyümenin piyasayı aynı şekilde etkilediği bir durum iktisadi realiteye uygundur.

Belirtilmesi gereken ikinci durum ise Türkiye ekonomisi açısındandır. Küresel bir merkez bankası olarak tanımlanan FED’in kararları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ulusal piyasalarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de para ve sermaye piyasalarında yön belirleyicinin FED’in izlediği politikalar olduğu görülmüştür. İki hafta öncesine kadar politika faizinin %4,5’a kadar gerilemesi, döviz fiyatları üzerindeki baskı, büyük montanlı sermaye girişi, hisse senedi piyasasındaki hızlı yükseliş ve faizlerdeki gerileme gibi para ve sermaye piyasalarındaki göstergeler ve bu göstergelerin etkilediği makro verilerin bir kısmında ana belirleyici FED’in izlediği genişleyici para politikasıdır. Bu nedenle FED’in 2014’ün sonuna kadarki dönem içinde izlediği politikayı tersine çevireceğine dönük verdiği sinyaller yurtiçi piyasalarda da ters yönde hareketliliğe yol açmıştır. Bu süreçte TCMB’nin likidite ve döviz açısından piyasayı yönlendirmek için attığı adımların etkisi tartışmaya açıktır; bir etkiden bahsedilebilir, ama belirleyici olan FED’in politikasıdır. TCMB döviz piyasalarına müdahalede fazla agresif davranmamalıdır. Çünkü kısıtlı döviz satışları ile piyasaya sunulan paranın ve bu yolla piyasaya verilen mesajın etkisi küresel gelişmeler karşısında çok sınırlıdır. Piyasayı yönlendirici bazı açıklamaların yapılması olağan olmakla birlikte piyasaya doğrudan ancak sınırlı müdahalelerin etki oluşturmadığı görüldüğünde para politikasının güvenilirliği ve dikkate alınılırlığı zayıflayacaktır.