Kredi Piyasası


FİNANS DÜNYASI
Dr. Fikret Kartal



 20 Ağustos 2013


Kredi Piyasası


FED’in tahvil alım programında daraltıcı yönde revizyona gideceğini açıklamasıyla birlikte gelişmekte olan ülke piyasalarında sert şekilde başlayan dalgalanmalar devam ediyor. Genişlemeci para politikalarının hüküm sürdüğü son dönemde Türkiye’de döviz kuru ve faizi baskılayan, hisse senedi piyasasını pompalayan süreç tersine döndü. Büyüklük ve ekonomiye etkisi bakımından en belirgin hareketlilik ise yüzde 4’lere gerileyen faizin yüzde 9’ları aşan noktaya taşınması oldu. Bu artışı bir açıdan Türkiye’nin ve sermaye ihtiyacı bulunan ülkelerin risk primindeki artış olarak okumak lazım.

 

Sermaye çıkışlarının devam etmesi ve TCMB’nin likidite sıkılaşmasına yönelmesi faiz ve kur  artışındaki belirleyici faktör. Faiz koridoru üst bandının artırılması ile döviz kuru, referans değerin üzerinde seyreden kredi büyümesi ve başını kaldıran enflasyona müdahale amaçlandı. Likidite koşulları ve artan bono/tahvil piyasa faizlerine tepki olarak kredi ve mevduat faizleri yükseldi.

 

Mevcut durumda bankacılık sektörünün 1.527 milyar TL’lik aktif büyüklüğünün 944 milyar TL’lik kısmını krediler oluşturmakta. Yükümlülükler açısından ise 910 milyar TL ile mevduat ilk sırada. 2013 yılının ikinci çeyreğinde kredilerin büyüme hızı referans değerin üzerinde bir eğilim sergilemeyi sürdürmüş; TCMB verilerine göre, kur etkisinden arındırılmış olarak, finansal olmayan kesime açılan krediler 2013 yılı ikinci çeyreği sonunda bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 23,1, ikinci çeyrek ortalaması itibarıyla yıllıklandırılmış bazda ise yüzde 34,9 oranında bir büyüme kaydetmiştir. İlk çeyrekten farklı olarak, ikinci çeyrekte gerek tüketici kredilerinin gerekse ticari kredilerin büyüme hızları 2007-2012 ortalamalarının belirgin bir biçimde üzerindedir. TCMB’nin tahminlerine göre; henüz kredi miktarındaki artışta bir yavaşlama gözlenmemekle birlikte ilerleyen dönemlerde artışın yavaşlayacağı ancak kredilerin 2013 yılında %15-20’lik referans değerin üzerinde büyüyeceği beklenmektedir.

 

Dolayısıyla ikinci çeyrekte yaşanan dalgalanma, sermaye girişindeki zayıflama, likiditenin sıkılaştırılması ve faizlerdeki yükseliş henüz kredilerin artış hızını yavaşlatıcı yönde etki göstermemiştir. İç talep kökenli ılımlı ekonomik toparlanma ve göreli düşük kredi faizlerinin yanısıra faizlerdeki artışın devam edeceği beklentisiyle kredi talebinin öne alınması bu duruma gerekçe olarak belirtilebilir.

 

Ancak içinde bulunulan geçiş sürecini takiben önümüzdeki aylarda kredi piyasasının mevcut konjonktürden etkileneceği ve kredi artış hızının yavaşlayacağı söylenebilir. Önümüzdeki dönemde bankaların dış kaynak kullanımının azalacağı, sermaye girişlerindeki yavaşlama ile birlikte kredi arz tarafının daralacağı öngörülebilir.

 

Kredi hacmi piyasa koşulları doğrultusunda kendi içinde denge sağlayabilecektir. Ancak bu koşulları etkileyebilecek en önemli gelişme siyaset arenasındadır. Mahalli, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri kapsayan önümüzdeki iki yıldan daha kısa süre, kamu harcamalarında artışa ve para politikasında gevşemeye neden olabilecektir. Bu ise büyüme ve kredi piyasasına yansıyacaktır.

 

Vurgulanması gereken temel nokta ise ulusal para politikalarının etkisinin mevcut konjonktürde oldukça sınırlı olmasıdır. FED’in izlediği politikalardaki değişiklikler ya da verdiği sinyallerin etkilediği uluslararası sermaye hareketleri Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri doğrudan etkiliyor. Türkiye piyasalarında FED’in etkisi TCMB’den daha belirgin şekilde hissediliyor.