Döviz Kuru ve Bankacılık Sektörünün Pozisyon Açığı


FİNANS DÜNYASI
Dr. Fikret Kartal



28 Ocak 2013


Döviz Kuru ve Bankacılık Sektörünün Pozisyon Açığı



Faiz oranlarındaki düşüş ve borsadaki yukarı yönlü hareketlenme ortamında, “TCMB’nin taahhüdü” olarak yorumlanan açıklamalarla birlikte döviz kurundaki gelişmeler geniş kesimlerce yakından izlenmektedir. Rezerv opsiyon katsayısı ve zorunlu karşılıklar gibi teknik uygulamaların yanısıra, finansal istikrar ve fiyat istikrarını sağlama hedefi doğrultusunda, TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksini dikkate alan TCMB’nin, TL’nin değerlenmesi halinde müdahale edeceği ve döviz kurunda belirli oranları geçen oynaklık ve dalgalanmalara müsaade etmeyeceği yönündeki açıklamaları finans ve reel sektör tarafından analizlere konu edilmektedir.

Döviz kurunda meydana gelebilecek öngörülemeyen hareketlenmeler yurt dışı ve yurt içi kesime önemli miktarda döviz yükümlülüğü bulunan, aktif ve pasif arasında farklı para birimleriyle pozisyon alan bankaları yakından ilgilendirmektedir. Bankacılık sektörünün aktiflerinin takriben yuzde 15’i yurt dışı borçlarla fonlanmaktadır. Yurt dışı fonların göreceli olarak uzun vadeli olduğu (ortalama 3,4 yıl); sektörün kaynak yapısının takriben üçte ikisini oluşturan mevduatın çok kısa olan vadesine göre (üç aydan daha kısa) yurt dışı fonların önemli bir avantaj sunduğu görülmektedir. Uzun vade imkanı sunan bu tür fonlar kur riski barındırmaktadır.

Bankacılık sektörünün kur politikası ve aldığı pozisyonu izlemede katkı sunacak değerlendirmeler BDDK’nın hazırladığı Eylül Ayı Kur Riski Değerlendirme Raporu’nda yer almaktadır:

2011 yılından itibaren sektörün bilanço içi pozisyon açığı, özel bankalar ve yabancı bankaların pozisyon değişimlerine bağlı olarak 12,1-32,2 milyar USD arasında değerler almaktadır.

28 Eylül 2012 itibarıyla sektörün bilanço içi açık pozisyonu 19.218 milyon USD seviyesinde olup, özkaynakların yüzde 19,2’sini oluşturmaktadır. 20.810 milyon USD tutarındaki bilanço dışı uzun pozisyon da dikkate alındığında, sektörün net pozisyon fazlasının özkaynaklara oranı yüzde 1,6’dır. Yabancı para net genel pozisyonu/Özkaynak oranı yasal sınırlar dâhilindedir. (İlgili Yönetmelik gereği “Yabancı para net genel pozisyonu/özkaynak” standart oranının mutlak değeri yüzde yirmiyi aşamamaktadır.)

Bilanço dışı türev işlemler ile bilanço içi pozisyonunu dengeleyen sektör yabancı para net genel pozisyonunu ve dolayısıyla kur riskini sınırlandırmaktadır. Genel olarak net genel pozisyon sıfıra yakın düzeylerde oluşmaktadır.

2011 yılının Eylül ayına kadar bilanço içinde en fazla açık pozisyonla faaliyet gösteren banka grubu yabancı bankalar grubu olurken, Eylül 2011’den itibaren özel bankaların bilanço içinde taşıdıkları açık pozisyon yabancı bankalara yakın değerler almıştır.

Özetle; bankalar bilanço içinde taşıdıkları açık pozisyonu, bilanço dışı türev işlemlerle (swap-forward vb.) dengelemekte; yabancı para net genel pozisyonunu ve kur riskini sınırlandırmaktadırlar. Ancak önümüzdeki süreçte, dolar ve euro para birimlerinin sahibi Avrupa ve ABD başta olmak üzere bozulan ekonomiler, genişleyici parasal politikalar ve hızla para yaratan merkez bankası bilançoları, yüksek kamu borcu ve bütçe açığı gibi nedenlerle TL’nin değerlenecek olması öngörüldüğünde, düzenleyici kurum BDDK’nin bir müdahalesinin olmayacağı varsayımı altında, bankaların denge içinde götürdükleri yabancı para pozisyonlarında, daha geniş ve yasal sınırlara yakın yüksek noktalarda pozisyon almaları beklenmektedir. Bilanço içi açık pozisyonun artacağı, sıfıra yakın düzeyde olan net pozisyonun, yasal sınır olan yüzde 20’lik limite doğru pozisyon açığı yönünde şekillenmesi beklenmektedir. Bu durum bankaların karlılığını artıracaktır. Yüzde 20’ye yakın bilanço içi pozisyon dikkate alınarak, Haziran 2012 itibariyle yapılan senaryo analizine göre (BDDK, Finansal Piyasalar Raporu-Haziran 2012); TL’nin %10 değer kazanması halinde mevduat bankalarının özkaynakları yüzde 3,6; yüzde 20 değer kazanması halinde yüzde 7,3 oranında artmaktadır. Diğer yandan kurlardaki değişikliklerin kredi ve piyasa riski ile diğer faaliyetlere yansımaları da olacaktır.

Cari açık, büyüme, enflasyon gibi birbiriyle çelişebilecek farklı hedef ve beklentiler, Türkiye’nin para ve maliye politikasından daha çok enerji fiyatları, kur hareketleri, talep gibi küresel gelişmelere bağımlı durumdadır. Dolar ve euro bolluğunun olduğu bir ortamda, ABD ve Avrupa ekonomilerinin kısa, hatta orta vadede toparlanamayacağına yönelik güçlü göstergeler nedeniyle, pozisyon ayarlamaları kaynaklı çok kısa süreli dalgalanmalar haricinde, TL’nin değerlenmesi öngörülmektedir. TCMB’nin yapabileceği müdahale ve yönlendirmelerin döviz kurundaki gelişmelerde bir noktaya kadar etkili olabileceği, ancak nihai olarak TL’nin değerleneceği beklenmektedir. Gelişmeleri detaylı şekilde yakından izleyen bir sektör olarak bankacılık sektörünün, TCMB’nin kura müdahalesinin etki doğurmayacağını farkettiği anda, açık pozisyonunu artıracağı, bu durumun zincirleme olarak kurdaki gerilemeyi besleyeceği; bunun ise sektörün karını yükselteceği düşünülmektedir.