Bankacılık Sektöründe Beklentiler


FİNANS DÜNYASI
Dr. Fikret Kartal

           


28 Şubat 2013



Bankacılık Sektöründe Beklentiler


Şubat ayında Merkez Bankası’nın aldığı kararlar ve BDDK’nın açıkladığı 2012 yılsonu verileri konuya ilgi duyanlarca yakından izlendi; ekonomik analiz ve geleceğe yönelik beklentilerin şekillendirilmesinde değerlendirildi.

Merkez Bankası kararları


Şubat ayı Para Politikası Kurulu kararında Merkez Bankası; “sermaye girişlerinin güçlü seyrettiği mevcut konjonktürde kredilerde kayda değer bir ivmelenme gözlendiğini” belirterek, TL’nin değerlenmesine yol açan sermaye girişleri ve özellikle son çeyrekte gözlemlenen kredilerdeki artışı hedef almıştır. Buna paralel olarak; politika faizi aynı düzeyde tutulurken faiz koridorunun alt ve üst sınırında 25 baz puanlık indirime gidilmiş, TL’nin getirisindeki cazibe azaltılarak kısa vadeli sermaye girişlerine mesaj gönderilmiş; diğer yandan zorunlu karşılıklar para türü ve vadeye göre 25-50 baz puan yükseltilerek kredilere yönelen fonlar daraltılmak istenmiştir.

Sözkonusu adımların küçük olmasına karşın sinyal niteliği taşıdığı belirtilebilir. Ancak, içinde bulunulan küresel ekonomik iklimin sunduğu parasal genişleme ve düşük faiz ortamında Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin yüksek getiri sunması nedeniyle, Merkez Bankası’nın attığı adımların sınırlı ve kısa vadeli etkiler oluşturabileceği söylenebilir. Ayrıca, TL’nin değerleneceğini öngören yabancı yatırımcılar 25 baz puanlı faiz indirimlerini önemsemeyebilir. İndirilmiş olarak tanımlanan faiz oranlarının gelişmiş ülke piyasalarına göre yüksek kaldığı da unutulmamalıdır. Merkez Bankası’nın açıklamaları, verdiği sinyaller ve aldığı kararların TL’nin değer kaybı yönünde kısa süreli etkiler yaratabileceği, ancak küresel konjonktürün biçim verdiği dalgalar nedeniyle trendin değişmeyeceği ve TL’nin değerleneceği; bu kararların kredi hacminin gelişimi üzerindeki etkisinin ise sıfıra yakın düzeyde olacağı düşünülmektedir.

2013 Yılında Bankacılık Sektörüne İlişkin Beklentiler

Bankacılık sektörüne dair 2013 yılı beklentileri şu şekilde açıklanabilir. Merkez Bankası’nın farklı kararlarının kredilerdeki yukarı yönlü ivme üzerinde çeşitli etkileri olabilir. Ancak Merkez Bankası’nın kontrolü altındaki faizleri düşürerek fonlama maliyetini azaltması, sermaye girişlerindeki artış, enflasyonun mevcut seviyesini koruması ya da gerilemesi ve içinde bulunulan ekonomik ortamın diğer faktörleri nedenleriyle, zorunlu karşılık oranlarının sınırlı şekilde yükseltilmesiyle kredi hacminde yaşanan genişlemenin durdurulması kolay değildir. Belirtilen sebeplerin desteklediği kredi hacmindeki genişlemeyi yönlendirebilecek iki belirleyici faktör bulunmaktadır. Birincisi talep ve tüketimi yönlendiren 2013 yılına ilişkin büyüme beklentileri ve bu doğrultuda uygulanacak iktisadi politikalar; ikincisi ise gayri resmi şekilde kredi artışına konulacak üst limitin sınırıdır. 2012 yılında %3’ün altına düşmesi kesinleşen büyüme rakamının oldukça düşük kalması sonrasında siyasi otoritenin 2013 için arzuladığı yüksek oranlı büyüme ortamında kredilerin canlanacağı düşünülmektedir. Mevcut küresel ve ülke içi ekonomik konjonktürde krediler üzerinde baskı kurulmasının yolu, son iki yıl yapıldığı üzere, Merkez Bankası ve BDDK’nın bankalara gayri resmi sopa göstererek, kredi artışını sınırlandırmasıdır. Bu ise büyüme hedefi ile zıtlık oluşturmaktadır. Serbest piyasa koşulları ve sektör kurumlarının beklentilerine tezat oluşturan kredi artış sınırlamasının, ekonomik büyüme isteği nedeniyle siyasi otorite tarafından bu sene fazla destek bulmayacağı belirtilebilir.

2013 yılında sermaye girişlerinin artacağı ya da aynı düzeyde kalacağı, TL’nin değerleneceği, düşen getirisi nedeniyle kamu menkul kıymetlerine ayrılan bilanço payının daralacağı, kredi hacminin öngörülenden daha fazla artacağı beklenebilecek gelişmelerdir. Bankacılık sektörünün karlılığına dair işaret edilebilecek bazı hususlar mevcuttur. Bankaların geçen sene tanıklık ettiği faiz marjı kaynaklı kar artışının 2013’de devam etmeyecek olması sebebiyle,  net faiz marjındaki düşüşün yaratacağı kaybın kredi hacmindeki artışla telafi edilmeye çalışılacağı söylenebilir. Ayrıca TL’deki değerlenmenin 2013 yılında belirginleşeceği ve “açık pozisyona yatırım” yapacak bankaların ilave kazanç elde edeceği tahmin edilebilir.

2012 Yılında Bankacılık Sektörünün Görünümü


BDDK’nın geçtiğimiz günlerde açıkladığı 2012 yılına ilişkin bankacılık sektörünün görünümü karlılık ve bilanço yapısı başlıkları altında irdelenebilir. Bankacılık sektörü 2012 yılında 23,6 milyar TL net kar rakamına ulaşmış, ağırlıklı olarak net faiz marjındaki artıştan kaynaklanan kar rakamı önceki yıla göre %19,2 büyümüştür. 2012 yılında mevduata verilen faiz %17,2, kredilerden elde edilen faiz geliri %34,1 artmıştır. Kredilerden elde edilen faizlerin toplam gelire oranı 2011 yılındaki %49,6 oranından 2012 yılında %55,1 oranına yükselmiş; mevduata ödenen faizin payı ise aynı dönemde %31,7’den %30,7’ye gerilemiştir. Hızla genişleyen hacme sahip ihraç edilen menkul değerlerin payındaki yükselişe paralel olarak, bu menkul kıymetler için ödenen faizlerin payı da artmıştır. Gelir kalemleri içinde faiz dışı gelirin payında düşüş görülmüştür.

Bankacılık sektörünün aktif toplamı 2012 sonunda %12,6 artarak 1.371 milyar TL seviyesine ulaşmıştır. 795 milyar TL’ye ulaşan kredilerde yıllık nominal artış %16,4, enflasyondan arındırılmış reel artış %13,6, kur ve parite etkisinden arındırılmış artış ise %18,9 olarak gerçekleşmiştir. Sektör bilançosunda menkul değerlerin payı %5,3 azalmıştır. Türk finans piyasalarında görece yeni bir alternatif kaynak olan menkul kıymet ihraçları ciddi ölçüde artmış; 2011 sonunda pasifler içinde %1,9 paya sahip olan bu menkul kıymetlerin 2012 sonundaki payı %3,2’ye yükselmiştir.

Kaynaklar içinde mevduatın artış hızı 2012 yılında %11 düzeyinde kalmış, mevduat hacmi 772 milyar TL seviyesine ulaşmıştır. Sektörün kronik sorunlarından vade uyumsuzluğuna yönelik atılan adımlara karşın, vadesiz ve 3 aya kadar vadeli mevduatın payı 2012 yılında %85’4’den %87’ye yükselmiştir. Mevduatın krediye dönüşüm oranı 5,1 puan artarak %106,1 olarak gerçekleşmiştir. Özkaynaklardaki artış aktiflerdeki artışı aşarak %25,7; sermaye yeterliliği rasyosu 1,3 puan artarak %17,9 düzeyine ulaşmıştır.